18 Nisan 2020 Cumartesi

Ünlü Yazarların "Yok Artık!" Diyeceğiniz Tuhaf Alışkanlıkları



Friedrich Niezsche : Yazı Makinesi Zorunluluğu




Nietzsche baş ağrıları ve görme problemleri yüzünden sık sık seyahat eder, eserlerini ancak asistanıyla birlikte yukarıdaki yazı makinesinin yardımını alarak yazabilirmiş.


Fyodor Mihayloviç Dostoyevski : Gece Kuşu





Çoğu eserini gece yazan Dostoyevski’nin, eserlerinin yaratılmasında en büyük destekçisi karısı Anna Snitkin olmuştur.


Edgar Allan Poe : Mühürlü Yazılar




Kendisine  alkolik denecek kadar çok içen Edgar Allan Poe ise bitirdiği eserleri mühür mumuyla birbirine yapıştırırmış.



Lev Tolstoy : Gündüz Güzeli




Rus edebiyatının ünlü ismi olan Tolstoy, hayatını büyük kısmını çalışma odasında geçirirmiş. Tolstoy'un çok ilginç olmasada erken saatlerde kalkıp sabahları çalışma alışkanlığı varmış.



T.S Eliot : Yeşiller Ardından




Eliot, tam bir yeşil tutkunu. Eliot, çalışmaya başlamadan önce yüzünü yeşile boyar öyle çalışırmış.



Mark Twain : Yatan Daktilolu





Mark Twain'in uykusuzluk hastalığı vardı. Twein uyuması gereken zamanlarda uyuyamıyor ve çeşitli yerlerde uyuyakalıyordu. Mark Twain daktilosuyla yatakta yazılarını yazarmış. Hatta yatağında yazarken doldurduğu sayfaları yerlere açar, yanındaki komodini de piposunu doldurmak için kullanırmış.



Dalton Trumbo : Geceleri Banyoda Yazan




Trumbo, geceleri banyoda yazar yazılarını yazarken de kendisine hediye edilen papağanı da yanında tutarmış.



Agatha Christie : Elmacı Güzeli




Dünyaca ünlü eserleri yazarken, banyoda elma yemek gibi ilginç bir alışkanlığı varmış. Ayrıca disgrafi hastası olması nedeniyle hikayelerini dikte ettirerek yazdırırmış.



Truman Capote : Sırt Üstü Sever




Capote sırtüstü yatarak yazarmış yazılarını, bir elinde kalem, diğer elinde ise bir kadeh şarapla. Pati Hill ile 1957 yılında Paris Review'e yaptığı bir söyleşide şöyle demiş Capote: “Ben tamamen yatay halde çalışabilen bir yazarım. Uzanmıyorsam rahat düşünemem, mutlaka bir yatakta ya da kanepede uzanıyor, kahve ve sigaraya da mümkün olduğunda kolay ulaşabiliyor olmam gerek. Öğleden sonraları ise kahveden nane çayına, oradan da şaraba ve martiniye geçiş yaparım. Ayrıca, yazmaya başladığımda daktilo kullanmam, yazılarımın ilk halini mutlaka elle yazarım, son hallerini de aynı şekilde tamamlarım.”


Victor Hugo : Gönüllü Sokağa Çıkma Yasağı




Victor Hugo yazı yazarken, ilham gelmediğini düşündüğünde tüm giysilerini  metresine verir ve yanına sadece kalem kağıt alarak kendini bir odaya kitlermiş.  Yaşlılıktan o denli korkan Hugo, sağlığına çok dikkat edermiş. Ve yazılarını yazarken dikkatinin dağılmaması için ya da dışarı çıkmamak için salı günleri hariç tüm kıyafetlerini bir dolaba kitlermiş.



Vladimir Nabokov : Hem Gezer Hem Yazar




Nabokov, eserlerinin her paragrafını küçük kartlara yazar, sonra da düzenli bir şekilde saklarmış. Böylece gezintiye çıktığında bile yazmaya devam edebilirmiş.



Virginia Woolf: Ayakta Yazar



Victoria dönemi yazarlarından olan Virginia Woolf yazılarını çoğunlukla ayakta yazmayı tercih ediyormuş.


John Steinback: Kurşun Kalem Hayranı




Steinbeck, eserlerini oluşturken daktilo ya da tükenmez kalem kullanmazmış. Ayrıca masasında her zaman 12 tane keskin uçlu kalem bulundurur, düşünürken de kurşun kalemlerinin ucunu sivriltirmiş.


Franz Kafka : Gündüz İşçi Gece Yazar




Kafka 1908 yılında İş Kazası Sigorta Enstitüsü’nde çalışmaya başladı. Bu nedenle yazma rutini geceleri gerçekleştiriyordu. Herkes uykuya daldığında konsantre olup ailesiyle yaşadığı sıkışık dairede yazmaya başlıyordu. Kafka bir mektubunda; ’10.30’da yazmaya oturuyorum, gece 1,2,3’e kadar gücüme, isteğime ve şansa bağlı olarak yazıyorum. Bir defasında sabah 6.00’ya kadar yazdım.’ sözleriyle yazma rutinini anlatmıştır.

Honore de Balzac : Kahvekolik Napolyon




Balzac'ın alışkanlığı mumdan yana. Balzac yazarken yanında mutlaka mum bulunururmuş. Çok fazla kahve tüketmesiyle de bilinen Balzac, başına yün bir şal sarıp, ayaklarını suya sokarmış ve belirlediği kelime sayısını tamamlamadan yazmanın başından kalkmazmış.

Friedrich Shiller : Çürük Elma İlhamcısı





Shiller, Weimar döneminin en önemli dört şairinden biridir. Doğa tasvirli şiirlerin şairi olarak bilinen Shiller, çürük elma kokusu olmadan yazamıyormuş. Shiller, yazarken masasında mutlaka çürük bir elma bulundurur bunun nedenini soranlaraysa bu kokunun onu başka diyarlara götürdüğünü söylermiş. Ünlü şair yama için elmanın yeterli gelmediği durumlarda banyoya kapanır ve sudan ilham gelmesini beklermiş.


Stephen King : Batıl 13




Gerilim ve korku romanlarının büyük isimlerinden olan Stephen King 13 sayısına ilginç şekilde yaklaşmıştır. King 13 sayısına takıntılıymış. Yazarken 13 ve 13'ün katlarından bir sayıya den gelince asla durmazmış.


Charles Dickens : Mavi Mavi, Masmavi




Victoria devrinin en iyi romancısı kabul edilen Charles Dickens mavi renge olan takıntısıyla karşımıza çıkıyor. Charles Dickens, bütün eserlerini mavi renkli kağıdın üzerine yine aynı tonda mürekkeple yazarmış.

Jane Austen: Kahvaltısız Asla




Jane Austen sabahları erkenden kalkar ve piyanosunu çaldıktan sonra saat 9.00 gibi evin kahvaltısını hazırlarmış. Sonrasında ise yazmak için odasına kapanır ve bazen annesi ve kardeşi yanında örgü örmek gibi sessiz aktivitelerde bulunurmuş. Akşam 15.00’e kadar bu böyle devam eder ve akşam yemeği için yeniden Jane masadan kalkar, yemekten sonra ise Jane ailesine romanlarından bölümler okurmuş.

Ernest Hemingway : Sonuç Odaklı





Pek çoğumuzun bildiği gibi Hemingway her gün, özellikle de sabah saatlerinde 500 kelime yazarmış. Oldukça üretken bir yazar olmasına karşın, nerede durması gerektiğini bilen bir yapıdaymış, 1934 yılında F. Scott Fitzgerald'a yazdığı bir mektupta “90 sayfalık berbat bir yazı yazacağıma, bir sayfa da olsa harika bir metin ortaya çıkarmanın peşindeyim. Geriye kalan saçmalıkları ise direkt çöpe atıyorum,” demiştir.

 William Faulkner : Alkolik Yazar 





Faulkner yazı yazarken bol bol viski içermiş. Falukner bir içki kaçakçısının yanında çalışıyormuş. 1957 yılında yazar, ilişkilerini şöyle anlatmış: “Akşamları buluşur, bir şeyler içebileceğimiz bir yere giderdik ve saat bire ya da ikiye dek oturup içerdik. O konuşurdu, ben dinlerdim. Sabahları ise o inzivaya çekilip yazmaya başlardı ve saatler sonra yine aynı ritüel tekrarlanırdı. Öğleni ve akşamı birlikte geçiririz, sabah o çalışır. O zaman kafama dank etmişti, eğer yazar olmak için yaşanması gereken hayat buysa, benim de hayatım böyle olmalıydı.”




--
Öpüldünüz,

17 Nisan 2020 Cuma

Romanlardan Beyazperdeye Uyarlanan 10 Film



Selam,

Bugün biraz Türk'lerin yapmış oldukları sanatları inceleyelim dedik, buyurunuz konuya ,






Uçurtmayı Vurmasınlar
Kitap: Feride Çiçekoğlu,1986
Film: Tunç Başaran, 1989







Anayurt Oteli
Kitap: Yusuf Atılgan,1973
Film: Ömer Kavur, 1986







Gölgesizler
Kitap: Hasan Ali Toptaş,1993
Film: Ümit Ünal, 2008






Susuz Yaz
Kitap: Necati Cumalı,1960
Film: Metin Erksan, 1963







Vurun Kahpeye
Kitap: Halide Edip Adıvar, 1926
Film: Ömer Lütfi Akad, 1949





 Selvi Boylum Al Yazmalım 
Kitap: Cengiz Aymatov,1970
Film: Atıf Yılmaz, 1977







Hababam Sınıfı
Kitap: Rıfat Ilgaz,1957
Film: Ertem Eğilmez, 1975







Zübük
Kitap: Aziz Nesin, 1961
Film: Kartal Tibet, 1980







Çalıkuşu
Kitap: Reşat Nuri Güntekin,1923
Film: Osman Seden, 1966





Yaprak Dökümü
Kitap: Reşat Nuri Güntekin, 1930
Film: Memduh Ün, 1967






Öpüldünüz,

16 Nisan 2020 Perşembe

Edebiyatın "Keskin" Dili ; Ahmet Cemal


Konuşabiliyorsak 
kitapların ve filmlerin, 
tarihin yazdığı aşkların, 
eskiden yaşanmışların 
güzelliğini, 
bu yalnızlığımız neden? 

Belli ki sevmek  
en büyük beceriksizliğimiz!

Ahmet Cemal - Dokunmak 



Hayatı 


Ahmet Cemal, 5 Mart 1942 tarihinde İzmir'de doğdu. İstanbul'da, Moda İlkokulu'ndan sonra Sankt Georg Avusturya Lisesi'nin ardından İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezun oldu. Aynı fakültede bir süre asistanlık yaptı. İstanbul Avusturya Kültür Ataşeliği'nde basın danışmanı olarak çalıştı. İstanbul Üniversitesi Yabancı Diller Okulu Almanca bölümünde ve Edebiyat Fakültesi Alman dili ve edebiyatı bölümünde çeviri dersleri verdi. “Yeni Ufuklar”, “Varlık”, “Yazko Edebiyat”, “Gergedan”, “Argos” ve “Milliyet Sanat” dergilerinde yazdı. Memet Fuat ve Mustafa Kemal Ağaoğlu'nun davetleri üzerine "Yazko" çeviri dergisini kurdu ve yönetti. Ayrıca Yazko'da genel yayın koordinatörü olarak çalıştı. Anadolu Üniversitesi'nde 19 yıl süreyle, lisans ve lisansüstü düzeyinde olmak üzere, İletişim Bilimleri Fakültesinde Sanat Tarihi, Estetik, Kültür Tarihi, Metin Yazımı ve Metin Çözümleme; Güzel Sanatlar Fakültesinde, Temel Sanat Kavramları; Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü'nde Dünya Tiyatro Tarihi, Çağdaş Tiyatro ve Tiyatro Estetiği dersleri verdi. İstanbul Üniversitesi ile Mimar Sinan Üniversitesi tiyatro bölümlerinde Dünya Tiyatro Tarihi ve Tiyatro Edebiyatı derslerini üstlendi. Bahçeşehir Üniversitesi'nde 4 yıl boyunca Antik Çağdan günümüze Eleştirel Düşüncenin Tarihi, Estetik ve Genel Sanat Kavramları derslerini verdi.
Onur Bayraktar tarafından kurulan Stüdyo Drama tiyatro topluluğunda sanat danışmanı ve Prof. Dr. İsmail Ersevim ile birlikte araştırma birimi yöneticisi olarak çalıştı. “Ben, Nazım, Yaşarken ve Ölürken” adlı oyunu aynı topluluk tarafından sergilendi. Dünyaca ünlü tiyatro adamı Mehmet Ulusoy'un isteği üzerine kaleme aldığı “Deliliğe Övgü'ye Methiye” İstanbul Devlet tiyatrosu repertuarına alındı ve provalara başlandı, ancak Mehmet Ulusoy'un ölümü nedeniyle sahnelenemedi. Bu oyun daha sonra Kocaeli Büyükşehir Belediye Tiyatroları Tiyatro Okulu öğrencileri tarafından ve değerli yönetmen Ufuk Aşarı rejisi ile, İzmit'te Süleyman Demirel Kültür Merkezi salonunda büyük bir başarıyla sahnelendi.
1988 yılında Türk kültürüne yaptığı hizmetler nedeniyle, Ahmet Cemal'e Anadolu Üniversitesi Senatosu tarafından "fahri doktor" unvanı verildi. 2010 yılında Avusturya Cumhurbaşkanı tarafından, Avusturya Federal Cumhuriyeti Altın Liyakat Nişanı ile onurlandırıldı. Aynı yıl, Türkiye Cumhuriyeti ve Federal Almanya Cumhuriyeti tarafından ilk kez düzenlenen ”Tarabya Çeviri Ödülleri” çerçevesinde Almanca'dan Türkçe'ye çeviri dalında büyük ödüle layık görüldü. “Lanetlenmiş Ağustosböcekleri” adlı deneme kitabıyla Türkiye Gazeteciler Cemiyeti 2012 Edebiyat Ödülü'nü kazandı. Aynı yıl Türk Dil Kurumu'nun kuruluşunun 80. yıl dönümü nedeniyle Dil Derneği tarafından kendisine 80. Dil Bayram Onur Ödülü verildi. 2013 yılında TÜYAP tarafından on sekizincisi düzenlenen İzmir Kitap Fuarının Onur Yazarı seçildi. 2014 yılında ise Hermann Broch'tan yaptığı “Vergilius'un Ölümü” başlıklı roman çevirisi ile, edebi çeviri dalında Avusturya Büyük Devlet Ödülü'ne layık görüldü.
Halen Cumhuriyet gazetesinde ve İleri Haber sitesinde köşe yazarı olan Ahmet Cemal, 2013-2014 akademik yılında Nazım Hikmet Akademisi'nde “Sanatın, Bilimin ve Edebiyatın Toplumsal Tarihi”, “Başlangıçtan Günümüze Eleştirel Düşüncenin Gelişmesi” ve “Estetik” başlıklı dersleri verdi. 2014 Haziranında Akademi'den ayrılarak Moda'da öğrencileri ile birlikte Ahmet Cemal Kültür Atölyesi'ni (ACKA) kurdu.
Ahmet Cemal, 1 Ağustos 2017 tarihinde, tedavi görmekte olduğu Sultan Abdülhamid Han Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde (Eski Gata Askeri Hastanesi) kalp yetmezliği neticesinde 75 yaşında hayatını kaybetti. Naaşı, Feriköy Mezarlığı'nda toprağa verildi.


Kitapları 

  • Biz Sevmeyi Ne Zaman Unuttuk?
  • Önce Şairleri Yaktılar
  • Lanetlenmiş Ağustosböcekleri
  • Bizi Yaşatanlar ve Öldürenler
  • Oynamak Varken
  • Aradığımız Tiyatro
  • Dokunmak
  • Şeref Bey Artık Burada Yaşamıyor
  • Bu Tufandan Sonra Ingeborg Bachmann'dan Seçme Yazılar
  • Bir Katedral İnşa Etmek
  • Kıyıda Yaşamak
  • İnsana Dönmek
  • Sanat Üzerine Denemeler
  • Gece mi Tek Gerçeğimiz
  • Yaşamdan Çevirdiklerim
  • Geçmiş Bir Dua Kitabından
  • Odak Noktasında Yaşananlar
  • Okuyan Gençliğe Mektuplar

Başlıca Çevirileri

  • Ingeborg Bachmann, Ertelenmiş  Zaman
  • Ingeborg Bachmann, Bütün Şiirleri
  • Ingeborg Bachmann, Maline
  • Ingeborg Bachmann, Bu Tufandan Sonra
  • Ingeborg Bachmann, Radyo Oyunları
  • Walter Benjamin, Pasajlar
  • Heinrich Böll, Katharina Blum'un Yitik Onuru
  • Heinrich Böll, Babasız Evler
  • Bertolt Brecht, Sofokles'in Antigone'si
  • Bertolt Brecht, Tiyatro İçin Küçük Organon
  • Bertolt Brecht, Bütün Oyunları
  • Bertolt Brecht, Me-Ti'nin Özdeyişleri
  • Hermann Broch, Vergilius'un Ölümü
  • Elias Canetti, Körleşme
  • Elias Canetti, Sözcüklerin Bilinci
  • Elias Canetti, İnsanın Sılası
  • Elias Canetti, Saatin Gizli Yüreği
  • Paul Celan, Şiirler
  • Paul Celan, Ölüm Fügü
  • Ernst Fischer, Franz Kafka
  • J.W. Goethe, Urfaust
  • J.W. Goethe, Yarat Ey Sanatçı
  • G.H. Gombrich, Sanat ve Yanılsama
  • Knut Hamsun, Yanılsama
  • Franz Kafka, Dönüşüm
  • Franz Kafka, Dava
  • H.V. Kleist, Amphitryon
  • Georg Lukacs, Estetik
  • Hans Mayer, Bertolt Brecht
  • Robert Musil, Niteliksiz Adam
  • Robert Musil, Yaşarken Açılan Miras
  • Friedrich Nietzsche, İşte Böyle Dedi Zerdüşt
  • Friedrich Nietzsche, Dionysos Dithyrambosları
  • Novalis, Geceye Övgüler
  • Erich Maria Remarque, Yaşamak Zamanı
  • R.M. Rilke, Şiirler
  • Jura Soyfer, Şiirler
  • Georg Trakl, Şiirler
  • Stefan Zweig, Montaigne
  • Stefan Zweig, Rotterdamlı Erasmus'un Zaferi ve Trajedisi
  • Stefan Zweig, Yarının Tarihi
  • Stefan Zweig, Satranç
  • Stefan Zweig, Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu

Kaynak : Vikipedi

Sevgi, saygı ve özlemle..

15 Nisan 2020 Çarşamba

Dostoyevski'nin Suç ve Ceza'sını Yaşıyoruz!


Hayatınızın bir kısmında mutlaka Dostoyevski'nin bir romanını okumuşsunuzdur. Bu illa Suç ve Ceza olacak diye bir kaide yok. Ki genelde Suç ve Ceza uzunluğu konusunda bir çoğumuzu da tereddüte düşürmüştür. Gel gelelim, bugün buradaki konumuzda Dostoyevski'nin nevrotik karakteri Raskolnikov'dan, ailesinin geçimini sağlamak için kötü yola düşen ve Raskolnikov'un aşık olduğu Sonya'dan, yaşlı tefecimiz Alyona Ivanovna'da ve romanımızdaki karaterlerden bahsedeceğim. Sadece bununla kalmayacağız, Raskolnikov'un, Sonya'nın ve Alyona Ivanovna'nın yaşadığı evleri göreceğiz. Ve bu dünya klasikleri arasındaki kitabı yazarken kendisinin yapmış olduğu karamaları da.. Bu nedenle daha önce Suç ve Ceza'yı okumamış iseniz hemen okumak isteyeceksiniz. Eğer okuduysanız da ikinci defa okumanızı, özellikle Raskolnikov'u canlı canlı evinde hayal ederek okumanızı öneririm..

Öncelikle karakterlerle başlayalım. 

Raskolnikov (Rodion Romanoviç): omanın protagonistidir ve roman öncelikle onun bakış açısına odaklanır. Raskolnikov, 23 yaşındaki bir erkek ve eski öğrenci olarak romanda “güzel, koyu gözlü ve koyu kahve saçlı, ince, yapılı, ortalamanın üzerinde son derece yakışıklı” olarak tanımlanmaktadır. Raskolnikov’un belki de en çarpıcı özelliği, onun ikili kişiliğidir. Bir yandan soğuk, kayıtsız ve antisosyal; öte yandan, şaşırtıcı derecede sıcak ve şefkatli olabilmektedir. Dürtüsel hayırseverliğin yanı sıra cinayet de işlemiştir. Dış dünya ve nihilist dünya görüşüyle kaotik etkileşimi, sosyal yabancılaşmasının sebebi veya sonucu olarak görülebilir.

Pulcheryia Alexandrovna Raskolnikov: Rodion'un annesidir. Kocasından kalan düşük emekli maaşıyla geçinir ve oğluna madden destek olamasa da okulunu bitirip sağlıklı bir iş bulmasını ister.

Avdotya Romanovna Raskolnikova ( Dunya - Duneçka): Rodion’un kız kardeşi. Güzel ve akıllı bir genç kızdır. Mürebbiyelik yaparak geçimini sağlamaya çalışır.

Razumihin (Dmitriy Prokofiç Vrazumihin ): Raskolnikov'un yakın arkadaşı onun gibi bir üniversite öğrencisidir. İyimser ve sıcakkanlıdır, Raskolnikov'a elinden geldiğince yardım etmeye çalışır. Kendi bulduğu işler sayesinde maddi durumu daha iyidir. Aynı zamanda Raskolnikov'un kardeşine aşıktır ve ailenin geleceği için elinden geleni yapmaya kararlıdır.

Semyon Zahariç Marmeladov: Alkol bağımlısı küçük bir memur. Alkol sorunu nedeniyle işini kaybetmiş ve ailesi dağılmak üzeredir. Raskolnikov, bu adama yardım etmek ister ve kendi kısıtlı bütçesinin tamamını da bu adam için harcar.

Sofya Semyonovna Marmeladova (Sonya - Soneçka ): Marmeladov'un kızı. Babasının alkol sorunu ve parasızlık sonucunda üvey annesi ve kardeşleri için fahişelik yağmaya başlar. Raskolnikov'a minnet borçludur. Zamanla aralarında bir aşk başlar.

Luzhin (Piyotr Petroviç): Kendini yetiştirmiş bir avukat ve para kazanmak konusunda çok hırslı ve başarılıdır. Dunya ile evlenmek üzeredir ancak kabalığı nedeniyle Raskolnikov ile aralarında sürekli bir gerilim söz konusudur.

Alyona Ivanovna: Yaşlı bir tefeci bir kadındır. Raskolnikov'un eşyalarını rehin almak karşılığında kendisine borç vermektedir.

Lizateva Ivanovna: Tefeci kadının dindar kız kardeşidir. Sakin ve silik bir kadındır.
Romandaki diğer karakterler:

Arkady İvanoviç Svidrigaylov: Dunya’nın işvereni ve ona sarkıntılık eden adam. Karısını öldürdüğü söylenir. Azimli ne yaptığını bilen şeytani bir kişilik

Praskovya Pavlovna Zarnitsına ( Paşenka ): Raskolnikov’un ev sahibi. Utangaç ve emekli olan Praskovya Pavlovna, olayların gidişatında belirgin bir şekilde görülmemektedir.

Marfa Petrovna Svidrigaylova:  Arkady Svidrigaylov’un öldürülmüş olduğundan şüphelenilen ve onu hayalet olarak ziyaret ettiğini iddia ettiği ölen karısı.

Katerina İvanovna Marmeladova: Semyon Marmeladov’un veremli ve hırçın ikinci eşi ve Sonya’nın üvey annesi.

Andrey Semyoniç Lebezyatnikov: Lujin’in ütopik sosyalist ve feminist oda arkadaşı.

Zosimov: Razumihin’in bir arkadaşı ve Raskolnikov’a bakan bir doktor.

Nastasya Petrovna: Ev sahibi kadının aşçısı ve tek hizmetçisi; geveze köylü bir kadın.

Nikodim Fomiç: Karakol komiseri.

İlya Petroviç Poroh: Bir polis memuru ve Fomiç’in yardımcısı.

Gelelim kitabı yazarken Dostoyevski'nin kaleminden çıkan karalamalara:












  

  Burada aynı zamanda romanın karakterlerini de resimize ettiği gözüküyor..



ŞİMDİ DE GELELİM EN HEYECANLI KISMA..

Hazırsanız hep birlikte Raskolnikov'un Temmuz sıcağında yürüdüğü sokağa gidiyoruz ,




Şimdi de o meşhur K. Köprüsüne götürüyorum sizleri ;




Raskolnikov'un Evi ;


Raskolnikov'un Apt. Girişi; 


Sonya'nın Evi, ( tam anlatıldığı gibi )



Tefeci Kocakarının öldürüldüğü evi,






Şimdi buraya bir link bırakıyorum, kitabı buradan günü gününe takip edebilirsiniz..



Keyifli Okumalar, 
Öpüldünüz.






Popüler Yayınlar